Tezler

Yazar: Funda Tosun Çoşkun
George Thomson Rehberliğinde Tanrıça Kültlerinin Kültürel Bağlamanın Sorgulanması
Danışman: Prof. Dr. Solmaz Zelyüt Hünler

ÖZET
Anaekil kökenleri sorguladığımız bu tezde, uygarlığın şafağındaki toplumsal, ekonomik, kültürel kurumların tarihini bulmaktayız. Çalışmamız geçmiş ile bugün arasında süreklilik gösteren ve kırılan toplumsal yapıların neler olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. İktisadi koşulların değişmesi sonucunda dönüşen toplumsal yapıları ve cinsler arası ilişki modellerini işaret ettiği anlamlar üzerine düşünülmüştür. Tüm bu süreçlerde kadın olmanın manası da değişmiştir. Anaerkil gelenekte "kutsal ve dokunulmaz" olan kadın cinsi özel mülkiyet ile kurulan sınıflı, ataerkil toplumda "lanetli ve kirli" bir cinse dönüşmüştür. İnanç düzeyinde aşağılanan kadın toplumsal süreçte de tahakküm altına alınarak hiyerarşik olarak alta düşürülmüştür. Çalışmamızda kadim kültürler ile modern kültür arasındaki zihinsel ve uzlaşmaz fark, sürekli olarak vurgulanmaya çalışılmıştır.
 

 

Yazar: Reha Keskin
Antik Yunan Tragedyasında Toplumsal Cinsiyet Bakımından "Çirkinin Estetiği"
Danışman: Doç. Dr. Kerem Karaboğa

Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2011.

Özet:
Estetik denince akla ilk gelen, güzellik kavramı olmakla birlikte estetik üzerine düşünen filozofların bir kısmı estetiğin yalnızca güzellik değerini incelemesinin sınırlayıcı, eksik bir yaklaşım olacağını savunmuştur. Karl Rosenkranz da 1853 yılında yazdığı Ästhetik des Hässlichen isimli eserinde çirkinliği, güzellik yoksunluğu olarak nitelendirmiş ve estetik bir kategori olarak alımlamıştır.

Bugün, üzerine söz söylediğimiz güzellik ve çirkinlik gibi estetik kavramlara dair düşüncelerin temelleri ise Antik Yunan'a kadar uzanır. Antik Yunan'dan bugüne güzellik; uyum, simetri, düzen, doğruluk ve iyilikle ilişkilendirilirken, güzellik yoksunu olarak çirkinlik; uyumsuzluk, düzensizlik, asimetri, yanlışlık ve kötülükle ilişkilendirilmiştir. Estetik algının belirlenmesinde, yani bir şeyin güzel yahut çirkin olarak nitelendirilmesinde ise ideoloji esas belirleyen olarak çıkar karşımıza. Bu çalışma ile bizim de amacımız, egemen eril ideolojinin toplumsal cinsiyet belirlenimli estetik algısını açık etmek, estetik göstergelerden yola çıkarak cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve yine estetik göstergeler bağlamında cinsler arası iktidar ilişkilerini ve kadınlara dönük bakış açısını irdelemektir.

Bu amaçla J.Joachim Winckelmann'ın Antik Yunan kültürü bağlamında güzelliği tarif ettiği "klasik" erkek bedeni ile mütemadiyen metamorfoza uğrayan kadın bedeni karşı karşıya getirilerek Aiskhylos'un "Oresteia" Üçlemesi (Agamemnon, Sunu Taşıyanlar ve Eumenidler) ile Euripides'in Medea adlı tragedyaları incelenir. Eril egemen bakış açısıyla yazılan her iki eserde de kadınlık; Doğa, duygu, nesne ve kaos ile özdeşleştirilip çirkin olarak nitelendirilirken, erkeklik; Kültür, Akıl, özne ve kozmosla ilişkilendirilerek güzellikle nitelendirilir.

 

Yazar: Latife Canan Kaplan
"Şeytanı Baştan Çıkarmak" : Erica Jong ve Duygu Asena Romanlarında Arzu, Toplum, Bellek Kıskacında Kadın ve Cinsellik
Danışman: Prof. Dr. Dilek Direnç

Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2012.

Özet:
İkinci dalga feminizmin, kadınların kimliğine ve bedenlerine sahip çıkma talebini öne çıkarma çabası, edebiyatta da kadın yazarlar tarafından görünür kılınmaya çalışılmıştır. Kadını daima erkeğe göre ve onun bakış açısından tanımlayarak nesneleştiren eril bakışın, kadını özgür cinselliğinden ve arzusundan yoksun kılması eleştirilmiştir. Kadınların bu bakışla mücadele edip arzu ve bağımsızlık talep etmesi, aynı zamanda bir özne olma çabasıdır. Erica Jong ve Duygu Asena, bir karşı kültür yaratma isteğiyle bu çabayı, kadın karakterlerinin cinsel deneyimleri, baskıyla mücadele ve davranış stratejileri üzerinden somutlaştırmışlardır. Ancak kimi zaman cinselliğe yaptıkları vurgu, kadınların cinsiyet ideolojilerinden sıyrılarak kendilerine ait bir benlik inşa etme çabasını gölgelemiştir.

"Presantable" şehirli kadının hikâyesini anlatan yazarların kadınlara sundukları bireysel özgürleşme modeliyle bütün kadınların kurtuluşunda uzun vadede ne kadar etkili olduğu tartışma konusudur. Yazarları, feminizmin tarihsel ve politik boyutunun kişisel gelişim söylemleriyle kendini iyi hissetmeye indirgenmesinin tek boyutluluğundan etkilenmiştir. Yazarlar, kadını her düzlemde özne olmaktan alıkoyan daha genel bir işleyişi teşhir edememişlerdir. Ancak her iki yazar da kadın bedeni konusundaki pek çok tabuyu başarıyla teşhir ederek kadınların tabu yıkma deneyimlerinin biriktiği belleği üç kuşak üzerinden betimlemiştir. Karakterlerde cinsel doyum arayışı baskındır. Vance'ın da belirttiği gibi, yalnızca cinselliğin verdiği zevk ve sevince odaklanmak patriarkal yapıyı göz ardı etmek anlamına gelirken, yalnızca cinsel baskıdan söz etmek de kadınların cinsel tercih ve güç deneyimlerini göz ardı etmek ve kasıtsız da olsa kadını kurban görerek umutsuzluğu arttırmaktadır. Bu yüzden kadın cinselliğinin ikili niteliği göz önüne alınarak kadın bedenine ve kimliğine sahip çıkmak gerekmektedir.

 

Yazar: Feza Onurgil
Adalet Ağaoğlu ve Orhan Pamuk'un Romanlarında Cinsiyet Rolleri ve Bilişsel Çelişkiden Kurtulma Yöntemlerinin İncelenmesi
Danışman : Prof. Dr. Melek Göregenli
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:
Bu çalışmanın sınırları içinde, Sandra Bem’in Cinsiyet Şema Kuramı (1977) ve Leon Festinger’in (1957) Bilişsel Çelişki Kuramından yola çıkılarak ve İçerik Analizi ile Eleştirel Söylem Çözümlemesi (van Dijk, 1988) yöntemleri kullanılarak Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye Yatmak ve Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları adlı romanları incelenmiştir. Çalışmada, romanda açık veya örtük olarak verilen geleneksel ve değişen toplumsal normlar ve ideolojiler ele alınarak, erkek ve kadın yazarlarda karakterlerin cinsiyet rolleri bağlamında kurgulanışı ve yaşadıkları bilişsel çelişkiler ve bunları çözme yollarında, yazar olarak kadın ya da erkek olmanın bir etkisinin olup olmadığı ve bir kadın bakış açısının ortaya konup konmadığı araştırılmıştır.

 

Yazar: Hatice Bülbül
Aiskhylos'un “Oresteia” Üçlemesi Işığında Türkan Şoray'ın Yılanı Öldürseler Filmi
Danışman: Prof. Dr. Nevzat Kaya
İzmir: Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2010

Özet:
“Agamemnon”, “Ölü Sunakları” ve “Eumenidler” aldı bölümlerden oluşan “Orestia” Üçlemesi’nde Aiskhylos, Atina’da, kan davası ve barbar dönemin nasıl sona erdiğini, medeniyetin hangi araçlar kullanılarak inşa edildiğini anlatmaktadır. Üçlemenin son oyunu “Eumenidler”de, annesini öldüren Orestes’in aklanmasında Apollon ve Athena tarafından sunulan en büyük delillerden biri, çocukla anne arasında kan bağı olmadığı, annenin yalnızca babanın emanetini taşıyan bir aracı olduğudur. Dolayısıyla, bu görüşe göre Orestes, babasını (Agamemnon) öldüren annesini öldürerek suç işlememiş – ki Klytaimnestra’nın asıl öldürülme nedeni eril düzenin çizdiği kadın tiplemesine ters düşen kişiliği ve eylemleridir – tam tersine ailesinin onurunu korumuştur. Orestes’i aklamak için kurulan mahkemede alınan kararlar, yeni bir dönemin de habercisi olur: Barbar dönem sona ererken, medeniyet, hukuk düzeni inşa edilir. Üçlemede bu, Yunan mitolojisinin bir motifler kaynağı olarak araçsallaştırılması yoluyla yapılırken, kan davası, barbarlık gibi arkaik dönemlere ait olduğu addedilen unsurlar, teleolojik bir biçimde medeniyet, kültür ve aydınlanmaya vardırılmakta, cinsiyet rolleri açısından bakıldığında ise, barbar dönemler anaerkil döneme tekabül ettirilmektedir. Aydınlanmacı ideolojinin özcülmüşcesine sunduğu bu gerçek, Ataerkil cinsiyet politikasının misojin bir dışavurumdan başka bir şey değildir. Ataerkil cinsiyet politikasının bu misojin tutumu, Türkan Şoray’ın yönettiği, Yaşar Kemal’in aynı adlı eserinden uyarlanan Yılanı Öldürseler adlı filmde de ortaya çıkmaktadır. Kocası, aşığı tarafından öldürülen Esme’nin, düzenin kurallarına boyun eğmediği, kendisine dayatılan yolu seçmediği, bu yüzden ataerkil düzenin sürdürülmesinde tehlike arz ettiği için öldürülmesi gerekmektedir; tıpkı Klytaimnestra gibi öldürülür de. Her iki eserde de, ataerkil düzenin devamı için cinayeti işlemek zorunda kalanlar‐bırakılanlar, erkek evlatlardır. Mitleri yok edip, insan aklını merkeze alan, barbar dönemlere son verip medeniyeti inşa ettiğini iddia eden ataerkil düzen, aslında kendi mitlerini yaratmakla kalmamış, ana tanrıçalar dönemine ait olduğunu ileri sürdüğü kan davası, katliam gibi unsurları sürdürmeye de devam etmiştir.

 

Yazar: Fatma Yıldırım
Avrupa Birliği'ne Entegrasyon Sürecinde Türkiye'de Kadın İstihdamı: 1990-2003
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Meneviş Uzbay
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2005.

Özet:
Dünyada kadınların eğitim seviyelerin yükselmesi, evlenme yaşının yükselmesi, erkeklerin eğitim görmesi, çocuk sayısının azalması gibi sebeplerle kadınlar çalışma hayatında daha fazla kendilerini göstermeye başlamışlardır. Özellikle 1980’den sonra dünyada ve Türkiye’de kadınlar, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak piyasa ekonomisinde yerlerini almışlardır. Tam da bu noktada; ülkelerin kalkınmışlık seviyeleri ve kadın istihdamları birlikte değerlendirildiğinde görülmektedir ki; bir ülke ne kadar kalkınmış olursa o kadar toplumundaki kadınlar çalışma hayatına katılmakta ve ülke ekonomisi içinde yerini almaktadır. Bu kapsamda, uluslarüstü bir aktör olan Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye’nin diğer konularda olduğu gibi “kadın erkek eşitsizliği” konusunda da birçok eksiği bulunmaktadır.Ancak şu da bir gerçektir ki, AB’nin en önem verdiği konulardan biri olan sosyal politika ve istihdam konusunda Türkiye son yıllarda gerek yasal gerek toplumsal değişim sürecine girmeye başlamış bu konuda ileri adımlar atmıştır. Yine de ülkemiz kadınları, %50’lik istihdam seviyesine dahi ulaşamamıştır. Şu bir gerçektir ki; gerek kadınların bireysel değişimlerinde gerekse yasal düzenlemelerin iç hukuka yansımasında, yapılması gerekenler yapılanlardan çok daha fazladır.

 

Yazar: Hale Kolay
Cahit Uçuk'un Özyaşam Öyküsü: Otobiyografi ve Kadın Tarihi
Danışman: Prof. Dr. Dilek Direnç
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2009.

Özet:
Bu tezin amacı kadın otobiyografilerinin kadın tarihi yazımındaki rolüne dikkat çekerek, Cumhuriyet'in ilk kuşak kadın yazarlarından Cahit Uçuk'un Bir İmparatorluk Çökerken adlı otobiyografisini kadın otobiyografilerinin bir örneği olarak okumaktır. Tezde kadın hareketi sayesinde ivme kazanan kadının tarih içinde görünürlüğünü sağlamaya yönelik çalışmalara değinilmiş, bu amaçla otobiyografinin edebiyat ve tarih yazımı içindeki rolü araştırılmıştır.
Bir İmparatorluk Çökerken, farklı kuşaklardan fakat hepsi de yaşamlarını yönlendirme gücüne sahip kadınların aile ilişkilerini, aralarındaki dayanışmayı kadınların gözünden yansıtmaktadır. Cahit Uçuk'un özyaşam öyküsü, kapsadığı yüz yıllık donemde, kadınların toplumsal cinsiyet rolleri, kamusal alanla ilişkileri, kadınlar arası ilişkiler gibi resmi tarihte yer almayan, kadınların yasam pratiklerine özgü aktarımlar ve normların dışında kalan kadın-erkek kimliklerinin varlığına iliksin gözlemler içermesi nedeniyle resmi tarihin gözardı ettiklerini göstermekte ve feminist tarih yazımına katkıda bulunmaktadır.

 

Yazar: Şehribanu Sanem Doğan
Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutumlar Kapsamında Kadınların Beden Algılarının Psikososyal Uyumları ve Kendilik Saygıları Üzerine Etkisi
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Gül N. Eryüksel Varan
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2005.

Özet:
Bu araştırmanın temel amacı, toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların beden algılarına etkisini görebilmek ve bu anlamda beden algısının psikososyal uyum ve kendilik saygısı ile ilişkilerini araştırmaktır. Bu amaçla, kendi tercihleri ile estetik bir operasyon yaptıran bireyler üzerinde çalışılmıştır. Toplam örneklem 206 kişi olup, bunların 98’i operasyon grubunu oluşturmaktadır. Başlıca veri toplama araçları olarak Cinsiyet Rolü belirleme Ölçeği (CRBÖ; Orlofsky, Ramsden ve Cohen, 1982), Kişilik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ; Rohner, Saaverda ve Granum, 1978) ve Bireysel Bilgi Toplama Formu (BBTF) kullanılmıştır. Ayrıca beden algısı ölçümü için BBTF içerisinde görsel bir skala yer almıştır. Sonuçlar, T-test, Ki-kare Bağımsızlık Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi ile değerlendirilmiştir. İlk bulgu, kendi istekleri ile estetik operasyon yaptıran kadınların, erkeklerden yaklaşık beş kat fazla olmasıdır. Tüm örneklemde bireylerin % 48’i geleneksel cinsiyet rolü statüsü olarak değerlendirilen dişil ve eril rollerdedir. Kadınlarda farklılaşmamış ve erkeklerde eril cinsiyet rolü kimlik statüsünün en yüksek oranda benimsendiği görülmüştür. Androjin bireyler tüm örneklem içerisinde çok küçük oranlardadır. Psikososyal uyum ve kişilik özellikleri bakımından operasyon grubu ile karşılaştırma grubu arasında anlamlı bir farklılık olmamıştır. Ancak, estetik operasyon yaptıran kadınların, diğerlerinden daha olumlu bir dünya görüşüne sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, dişil bireylerin erillere ve androjinlere göre daha olumsuz bir dünya görüşüne sahip oldukları ve bu bakımdan farklılaşmamışların da dişillerle benzer yapıda oldukları bulunmuştur. Psikososyal uyumda genel olarak en olumlu sonuçlar androjin bireylerden alınmıştır. Tüm bireylerin kendi fiziksel görünümlerine beğenileri orta düzeydedir. Beğeni düzeyi anlamında cinsiyetler ya da benimsenmiş olan cinsiyet rolü kimlik statülerine göre önemli farklılaşmalar olmamıştır. Bireylerin kendilerini beğeni düzeyleri ile psikososyal uyumları arasında da önemli farklılaşmalar yoktur. Fakat fiziksel görünümlerine beğenileri az olan grubun kendilik saygısı ve öz yeterlilik anlamında daha olumsuz oldukları, duygusal anlamda daha tepkisiz oldukları, daha olumsuz dünya görüşüne sahip oldukları söylenebilir.

 

Yazar: Şule Yüksel
Edebi Metinlerde Metafor Kullanımının Cinsiyet Temsilleri Açısından İncelenmesi
Danışman: Prof. Dr. Melek Göregenli
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:

Çalışmanın konusu edebi metinlerde kullanılan metaforların toplumsal cinsiyet özellikleri açısından incelenmesini ele almaktadır. Buna göre, ilk bölümde, toplumsal cinsiyet kavramının ne olduğu, biyolojik cinsiyetten nasıl farklılaştığı ve farklı durumlar çerçevesinde bireylerin toplumsal cinsiyet olgusunu nasıl yaşadıkları anlatılmaktadır. Aynı bölümde, toplumsal cinsiyet özelliklerinin bireylere yüklediği rolleri açıklamak amacıyla, öncelikle roller ve konumlar kuramı tanıtılmış; bu paralelde cinsiyet rol teorisi ve bu rollerin oluşturduğu sterotip kavramı ve literatürde öne çıkan araştırmacıların ortaya koyduğu çalışmalar aktarılmıştır. Toplumsal cinsiyetin kültür içersinde öğrenilen/öğretilen bir kavram olması gerçeğinden yola çıkarak, sosyal öğrenme kuramına yer verilmiştir. Çalışmada incelenen metafor sanatının toplumsal cinsiyetle ilişkilendirildiği kısımla takip eden bölüm, metaforun çeşitli araştırmacıların yaptıkları tanımlarla devam etmektedir. Metaforun nasıl ele alınması gerektiği ile ilgili olarak aktarılan kuramsal yaklaşımlar ve metaforların belli başlıklar altında gruplandırılması ve edebiyatta metaforun nasıl kullanıldığı kısaca tanıtılmıştır. Mehmet Eroğlu’nun Zamanın Manzarası ve Şebnem İşigüzel’in Sarmaşık adlı romanlarında kullandıkları metaforların toplumsal cinsiyet özellikleri temelinde çözümlendiği ikinci bölümde, sadece kişilerin verili toplumsal düzen içinde cinsiyet özelliklerine uygunluğu değil, aynı zamanda, karşı cinse ait özelliklere sahip bireylerin kullandıkları metaforlar da örneklenmiş ve sebepleri tartışılmıştır. Buna göre, son bölüm içersinde yapılan tartışmada, öncelikle metinler genel olarak karşılaştırılmış ve metaforlar aracılığıyla dil kullanımı açısından toplumsal cinsiyete gösterdikleri paralellik tartışılmıştır.

 

Yazar: Özlem Değerli
Ekolojik Denge ve Kadının Geleneksel ve Cinsiyetçi Rollerindeki Farklılaşmalar
Danışman: Prof. Dr. Havva Neşe Özgen
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2003.

Özet:
Son dönemde çevre sorunlarının politik yaşamın başat konularından birisi haline gelmesi, toplumsal düşünce tarihinin yeniden gözden geçirilmesine yol açmıştır. Boyutları gittikçe genişleyen ve nihayetinde tüm dünyayı etkisi altına alan ekolojik kriz çerçevesinde liberalizm, sosyalizm, anarşizm ve feminizm gibi akımlar düşünce sistemlerini oluşturan kimi kavramları yeniden inceleme altına almışlardır. Bu bağlamda bazı düşünceleri dışlayarak, bazılarını da ekleyerek entelektüel savlarını/argümanlarını yenilemiş, topluma bakış açılarını “yeşil”leştirmeğe çalışmışlardır. 1970’li yıllarda batıda, ekofeministler, ekoloji ve feminizmi bir potada eriterek, rasyonel aklın doğayı ve kadını ikincil konuma ittiğine işaret etmişler; erkeklerin hem kadının hem de doğanın üzerinde mutlak iktidar sahibi olduklarını dile getirmişlerdir. Kısa sürede ekofeminizm hareketi kendi içinde farklı gruplara ayrılmış ve ekofeministlerin büyük çoğunluğu, kadınların doğaya erkeklerden daha yakın olduğu ve kapitalizmin yok ettiği dünyayı, ancak kadınların ve dişil değerlerin kurtaracağı görüşüne odaklanmışlardır. Bu çalışmada, ekofeministlerin, kadınları doğaya atfedilen değerlerle ilişkilendirmesi ve bu değerleri yüceltmelerinden yola çıkılarak, toprağın ve doğanın cinsiyetinin neden dişi olduğuna, kadınların toprağa erkeklerden daha yakın olduklarından dolayı mı tarım sektöründe konumlandırıldıklarına, kadınlara ait değerler olarak sunulan dişil değerlerdeki mistifikasyonun, patriyarkanın kalıplarını sorgulamakta ve sarsmakta ne denli etkili olabileceğine, kadın-doğa metaforlarının aldığı biçimlere bakılmıştır. Bademler Köyü kadınlarıyla yürütülen çalışma kanalıyla varılan sonuçlar, doğanın imgesine dönüştürülen kadınlığın, toplumdan topluma farklılıklar gösteren kültürel bir kurgu olduğunu ve toplumsal cinsiyet kimliğini kültürel olarak şekillendirdiğini göstermiştir.

 

Yazar: Eda Özlü
Francis Ford Copolla'nın "Bram Stoker's Dracula" Adlı Filminde Apollon Dionysos Dikotomisi
Danışman: Prof. Dr. Nevzat Kaya
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:

 

Yazar: Sıla Çadırcıoğlu
Hukuksal Açıdan Kadına Yönelik Aile İçi Şiddeti 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına İlişkin Kanunun İzmir Mahkemelerindeki Uygulaması
Danışman: Doç. Dr. Bedriye Işık Özkaya
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2002.

Özet:

 

Yazar: Müge Boztepe
İki Göç Arasında Yalnız Anne Olarak Kadın
Danışman: Prof. Dr. Havva Neşe Özgen
Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:
Modernizm içindeki ikinci dalga feminist yaklaşımlar; özcülük, temelcilik ve evrenselcilik gibi indirgemeci tavrı ile günümüz dünyasının meselelerini çözmede yetersiz kalmaktadır. Beyaz Avrupalı feminist anlayışın özcü yaklaşımları geleneksel dişil rolleri evrenselleştirme hatasını doğurmuştur. Ancak feminizm, hem kendi yanılsamalarıyla hem de toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı ideolojik tahakkümle, yine aynı modernizmin aktörlerini kullanarak mücadele etmiştir. Üçüncü dalga postmodern feminist yaklaşımlar; heterojenlik, farklılık, mikro politikaların yerel ve küresel açılımları ile daha ince ayrıntıları tartışmakta ve tikelcilik vurgusu taşımaktadır. Farklılık politikası ırk, toplumsal cinsiyet, cinsel tercih veya etnisite gibi alta düşürülmüş grupların ve bireylerin farklılığını değerli kılmıştır. Heterojenlik, mikropolitika, mikroanaliz gibi söylemler ile fallosantrik yapılanmanın ideolojik çözümlemelerinde, daha açığa çıkarıcı bir tavır oluşmasını sağlamıştır. Post-feminist yaklaşımın kavramlarıyla yapılan bu tez için İzmir/Menemen’in Asarlık yerleşiminde , 2004-2005 tarihlerinde 28 kadınla görüşülmüştür. Alevi ve Şafii Kürt kadınlarının yanında Türk, Arap, Azeri kökenli kadınlarla da görüşme yapılmıştır. Tüm bu kadınların ortak özellikleri, Kürt erkekleriyle evli oluşları ve bu erkeklerin yurt dışına göç etmiş olmalarıdır. İki göç arasında yalnız kalmış annelerle yapılan görüşmelerde, derinlemesine mülakat yöntemi benimsenmiştir. Araştırmada tartışmaya açılan önermeler, göç ve yoksulluk süreçlerinin, toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri üzerinedir. Buradan hareketle, fallosantrik ideolojinin kadınlar üzerinde iktidar sağlama stratejileri irdelenmiştir.

 

Yazar: Emek Semen Yakar
İzmir'de Kadın Hareketleri: (1928-1978)
Danışman: Prof. Dr. Serap Yılmaz
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:
Bu çalışmanın başlangıç amacı, İzmir’de 1928 ve 1978 arasında gerçekleşmiş olan kadın hareketlerini aramaktır. Çalışmanın daha ileri aşamalarında, kadın hareketinin niteliği sorgulanmış; İzmir ve Türkiye’deki kadın hareketlerinin gelişme çizgilerinin, periyodik politik hareketlerle ilintili olup olmadığı irdelenmiştir. Daha ötesi bu çalışma boyunca özellikle 1928-1950 arasındaki dönemlerde; batılılaşma-modernite ve çağdaşlık kavramlarıyla kadın hareketi ve İzmir kadınlarının aktiviteleri ve ideolojik biçimlenmeleri izlenmiştir. Bu yolla da; Türkiye kadınının biçimlenmesi tartışılmıştır. Bu amaçla İzmir’de yayınlanmış olan Anadolu Gazetesi bu açıdan incelenmiş, yeni kadın imajının nasıl şekillendirildiği gösterilmeye çalışılmıştır.

 

Yazar: Dilek Altay
Kadın ve Erkek Yazarda Farklı Mahremiyet Yaşantılarının Mekan Kullanımı ve Toplumsal Cinsiyet Algısı ile İlişkilendirilerek İncelenmesi
Danışman: Prof. Dr. Melek Göregenli
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2004.

Özet:
Bu çalışmada iki edebi eser, farklı mahremiyet yaşantıları temel alınarak farklı mekan kullanımları ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkilendirilerek incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ilki, toplumsal cinsiyete ilişkin kuramlar ile farklı mekan kullanımı ve farklı mahremiyet yaşantıları ile ilgili kuramları kapsayan iki ayrı bölümden oluşan bölümdür. İkinci bölüm, seçilmiş olan bir kadın ve bir erkek, iki yazarın özgeçmişlerinden bahsedilip, incelenmek üzere seçilmiş olan eserlerinin kısaca özetlenmiş olduğu ve sonrasında bu yazarlara ait iki edebi eserin ilk bölümdeki kuramlar ışığında, edebi metinler olarak metin çözümlemelerinin yapıldığı bölümdür. Bu çalışmaya ek olarak, bu çalışmada kullanılan içerik ve söylem analizinden oluşan yöntem bölümü de ikinci bölümün sonunda yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise varılan sonuçların neler olduğu irdelenmeye çalışılmıştır.

 

Yazar: H. Nilüfer Günay
Kerima Nadir'in Romanlarında Toplumsal Cinsiyet Rollerinin İnşası
Danışman: Doç. Dr. Şerife Yalçınkaya
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2007.

Özet:
Kerime Nadir, cumhuriyet sonrası en çok roman yazan, Türk Halkına okuma zevkini ve alışkanlığını kazandıran bir yazardır. Eserleri, gazetelerde tefrika edilmiş kitap olarak basılmış ve sinemaya uyarlanmıştır. Eserleri, popüler aşk romanları statüsüne alınan ve edebi değeri olmadığı söylenen ve edebiyat tarihinde yer almayan Kerime Nadir’i ve onun gibi yazarları tanımadan ve yazdıkları incelenmeden toplumu anlamak mümkün değildir. Bu gün artık bu eserler cinslilendirme (gendering) çerçevesinde incelenmektedir. Kerime Nadir, batılı modern yaşamın tüm gereklerini ev içi yaşamda kadın üzerinden okuyucusuna aktarmaktadır. Kerime Nadir, romanlarını kadın kahramanlar üzerine yazmasına rağmen pek çok eserinde anlatıları erkek kahramanlara yaptırmaktadır. Kerime Nadir’in kadın kahramanları, öğrenilmiş toplumsal rollerin dışına çıkan, özgür eğitimli, ekonomik gücü olan, duygularını rahatça ifade edebilen, kadın-erkek eşitliğine inanan kişilerdir. Erkek kahramanları ise, duygusal ve hassastırlar. Tipik ataerkil erkek modeline uymazlar. Ataerkil erkek modelini ikincil, üçüncül erkek karakterlerde görürüz. Bu rol modelini sergileyen erkekler hayata tutunamayan, başarısız kişiliklerdir. Kerime Nadir, eserlerinde evlilik müessesesini de sorgulamakta ve kadın-erkek eşitliğinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu vurgulayışta, kendi deyişi ile “Kadınlık Âlemi” adına ciddi söylemleri vardır. Bütün bu değerlendirmelerin ışığı altında kadın-erkek eşitliği çerçevesinde Kerime Nadir’e feministtir diyebiliriz.

 

Yazar: Fulya İçöz
Masalda Cadı: “Ötekinin” Arketipi
Danışman: Prof. Dr. Dilek Direnç
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2008.

Özet:
Kültürel mirasın bir yansıması olarak karşımıza çıkan masallar arketipler adı verilen semboller içerir. Arketipler, değişmeyen ve toplumların ortak belleğinde yer etmiş sembollerdir. Masallar da bu arketiplerden yaratılmış kalıplaşmış kahramanların maceralarından oluşur. Prensler, prensesler mutlu sonlarına ulaşmak için maceralara atılırlar ama iyi kahramanların yanı sıra masallar kötü kahramanları da içinde barındırır. Bunlardan bir tanesi de cadıdır. Cadılar iyi kahramanların yolunu kesen, onları öldürmeye çalışan, sebepsiz yere onlara kötülük yapan karakterlerdir. Ancak cadıların bu şekilde karşımıza çıkmasının nedenleri vardır. Önceleri sözlü gelenekte daha sonra yazılı gelenekte karşımıza çıkan masalların kökleri mitoloji ve efsanelere kadar uzanmaktadır. Mitolojik karakterler ise edebiyat geleneği içerisinde kalıplaşmış ve kendinden sonra gelen edebiyattaki karakterler için örnekler oluşturmuştur. Bu yüzden bugün masallarda karşımıza çıkan kötü cadı karakterinin geçmişi aslında mitolojideki Hekate ya da Kirke gibi pek çok kadın karakterle bağlantılıdır. Masallardaki cadılar bu mitolojik karakterlerden pek çok özelliği barındırmaktadır. Masallar aynı zamanda toplumun kültürünün de bir yansımasıdır. Bu yüzden içindeki karakterlerin toplumla bağlantıları kaçınılmaz bir biçimde belirgindir. Masalların yaratıldığı dönem içerisinde yaşanan toplumsal olaylar, masalın olay örgüsünü ve karakterlerin eylemlerini de belirlemiştir. Bu yüzden Hıristiyanlık inancına bağlı olmayan, toplumdan bağımsız yaşayan ya da topluma kafa tutmuş kadınlar, toplumsalı reddettikleri için dışlanmış ve ötekileştirilmişlerdir. Toplumdaki diğer kadınlara örnek teşkil etmemeleri gerektiği için de masallarda hep yalnız, toplum dışında, kötü ve korkulması gereken olarak gösterilmişlerdir. Bu yüzden masallarda cadı, kadındır ve kötüdür. Feminist eleştiri ve postmodern edebiyat ise masallara daha farklı boyutlardan yaklaşmıştır. Postmodern edebiyatta karakterler yeniden yaratılmış, biçimlendirilmiş ve onlara farklı bir pencereden bakılmıştır. Kanon edebiyatında cadılar gibi sesi olmayan karakterlerin günümüz edebiyatında artık bir sesi ve bir hikayesi vardır. Tezde de öncelikle cadının toplumdaki konumu tartışılmış, cadılığın neden kadınla ilişkili olduğuna değinilmiştir. Sonrasında ise masallarda cadının konumu üzerinde durulmuş ve çağdaş edebiyatta değişen cadının yeniden yazımlardaki dönüşümü incelenmiştir.

 

Yazar: Evrim Güler Aksoy
Oya Baydar'ın Eserlerinde Kadın ve İktidar İlişkisi
Danışman: Prof. Dr. Günseli İşçi
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2008.

Özet:
Bu tez, edebiyatta kadın ve iktidar meselesini araştırılmaktadır. Bu amaçla yazar olarak Oya Baydar ve eserleri seçilmiş ve yazarın iktidar meselesine odaklanmış olan “Sıcak Külleri Kaldı” başlıklı romanı üzerinde durulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde iktidar kavramı teorik bir temelde ele alınmış ve kavramın siyasi ve sosyolojik kökeni incelenmiştir. İkinci bölüm feminist edebiyat eleştirisine ayrılmış ve iktidar meselesine yönelmiş olan feminist yaklaşımların kadın ve iktidar ilişkisine bakışları gözden geçirilmiştir. Üçüncü bölümde teorik verilerin ışığında Oya Baydar’ın “Sıcak Külleri Kaldı” baslıklı romanında kadın ve iktidar meselesine yaklaşımı analiz edilmiştir.

 

Yazar: Ayişe Savaşçı
Sendikalarda Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı Eğitim-Sen Örneği
Danışman: Prof. Dr. Havva Neşe Özgen
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2003.

Özet:

Bu çalışmanın amacı, siyasal yelpazenin solunda yer alan, muhalif kimliğiyle bilinen Eğitim-Sen’de; toplumsal cinsiyet ayrımcılığını üreten mekanizmaları ve bu mekanizmaların kapitalist sistemden ve patriarkal ideolojiden etkilenme biçimlerini incelemektir. Kapitalizm öncesi toplumlarda da var olan patriarkal ideoloji, günümüzde kapitalist sistemin ihtiyaçlarına göre şekillenmekte ve devam etmektedir. Patriarkal ideoloji; Louis Althusser’in devletin ideolojik aygıtları olarak tanımladığı din, hukuk, eğitim, aile, siyasal partiler, sendikalar, vb. kurumlarda sürekli olarak yeniden üretilmektedir. Kadınların işgücü piyasasındaki, aile içerisindeki ve sendikadaki konumları birbirine benzemektedir. Kadınların işgücü piyasasındaki ikincil konumları ve aile içerisindeki patriarkal işbölümü, sendikal katılımlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca sendikaların işleyiş tarzından ve yapısından kaynaklı nedenler kadınları sendikalardan uzaklaştırmaktadır. Eğitim-Sen’in yönetim mekanizmalarında yer almış veya halen yer almakta olan kişilerle yapılan görüşmeler ve sendikal dökümanların incelenmesi sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır: Eğitim-Sen’in kuruluş aşamasında karşılaştığı baskılar, erkekler tarafından yüceltilmekte ve erkeklerin sendikayı daha çok sahiplenmesinin gerekçesi olarak kullanılmaktadır. Erkeklerin çoğu kadınları sendikal mekanların ve faaliyetlerin asli unsuru olarak görmemekte ve sendikal faaliyetleri “erkek işi” olarak algılamaktadırlar. Kadın komisyonları ve kadın sekreterlikleri erkeklerin çoğu tarafından içselleştirilmiş organlar değildir. Sendika içerisinde kadın sorunu sadece kadınların sorunu olarak görülmekte ve bu sorun kadın sekreterliklerine veya kadın komisyonlarına havale edilmektedir. Sendikal politikalar erkekler tarafından ve erkeklere göre belirlenmektedir. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığını geriletmeyi hedefleyen talepler, sendikanın genel talepleri arasında yer almamaktadır. 2001 yılında çıkarılan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nu; sendikanın kurumsallaşmasına, daha bürokratik ve hiyerarşik bir yapıya kavuşmasına neden olacağından, bu durum kadınların katılımını olumsuz yönde etkileyebilecektir. Eğitim-Sen’de yapılan kadın çalışmalarının ve oluşturulan kadın sekreterliklerinin değişimin ve dönüşümün dinamiklerini içinde barındırmakla birlikte, cinsiyet sorununun çözümünde yeterli olmayacağı düşünülmektedir. Patriarkal ideoloji devletin ideolojik aygıtlarının tümünde üretildiği sürece, sadece Eğitim-Sen’de yapılacak kadın çalışmalarıyla bu sorunun çözülemeyeceği ve Eğitim-Sen’in toplumsal cinsiyet ayrımcılığını sürekli olarak yeniden üretmeye devam edeceği düşünülmektedir.

 

Yazar: Aslı Elgün
Toplumsal Cinsiyetin Oluşturulmasında Antik Yunan Mitolojisi'ndeki Erkek Arketiplerin Kullanımı: Erkek Magazin Dergilerine Yönelik Bir İnceleme
Danışman: Prof. Dr. Nevzat Kaya
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2003.

Özet:

 

Yazar: Başak Karaduman
Türk Aydınının Kadın Olgusuna Bakışı Üzerine Bir Araştırma: Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu
Danışman: Prof. Dr. Serap Yılmaz
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2005.

Bu çalışma ile Türk aydınlanmasının önemli isimlerinden biri olan Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun kadın olgusuna bakışının incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla önce, genelde feminist literatürde milliyetçi aydın erkeklerin, özelde de Türkiye’deki modernleşme ve feminist hareketin geçmişiyle ilgili çalışmalarda, Osmanlı-Türk aydın erkeklerin kadına bakışına dair yapılan saptamalar tartışılmıştır. Bu tartışma çalışma boyunca modernleşme ve ulus-devletleşme süreçleri ile aydın erkeğin kadın algısının nasıl bir etkileşim içinde olduğunun belirlenmesinde yol gösterici olmuştur. Çalışmanın bir sonraki aşamasında ise, bir aydın olarak Baltacıoğlu’nun yaşamı ve eserleri tanıtılarak, genel bir portresi çizilmiştir. Çalışmanın asıl hedefi olan Baltacıoğlu’nun kadın algısını izlemek için, kendisinin çeşitli türdeki eserleri arasından İzmir Konferansları (1915), Mürebbilere (1933), İyi Ana (1939), Sosyoloji (1939), Türke Doğru (1942), Genç Kız (1943), Batak (1943) adlı eserleri ile Yeni Adam’da yayımlanan makaleleri üzerinde çalışılmıştır. Bunun yanı sıra, özel arşive ulaşmak amacıyla oğlu Sayın Ali. Y. Baltacıoğlu ile görüşülmüş, Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun çocuklarına yazmış olduğu mektuplar, aile fotoğrafları da incelenmiştir. Böylelikle, döneme hakim olan modern bir ulus yaratma çabası eşliğinde, Baltacıoğlu’nun yeni kadın idealinin nasıl şekillendiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

 

Yazar: Fatma Yıldırım
Avrupa Birliği'ne Entegrasyon Sürecinde Türkiye'de Kadın İstihdamı: 1990-2003
Danışman: Yrd. Doç. Dr. Meneviş Uzbay
Ege Üniversitesi, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2005.

Özet:
Dünyada kadınların eğitim seviyelerin yükselmesi, evlenme yaşının yükselmesi, erkeklerin eğitim görmesi, çocuk sayısının azalması gibi sebeplerle kadınlar çalışma hayatında daha fazla kendilerini göstermeye başlamışlardır. Özellikle 1980’den sonra dünyada ve Türkiye’de kadınlar, ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak piyasa ekonomisinde yerlerini almışlardır. Tam da bu noktada; ülkelerin kalkınmışlık seviyeleri ve kadın istihdamları birlikte değerlendirildiğinde görülmektedir ki; bir ülke ne kadar kalkınmış olursa o kadar toplumundaki kadınlar çalışma hayatına katılmakta ve ülke ekonomisi içinde yerini almaktadır.. Bu kapsamda, uluslarüstü bir aktör olan Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye’nin diğer konularda olduğu gibi “kadın erkek eşitsizliği” konusunda da birçok eksiği bulunmaktadır.Ancak şu da bir gerçektir ki, AB’nin en önem verdiği konulardan biri olan sosyal politika ve istihdam konusunda Türkiye son yıllarda gerek yasal gerek toplumsal değişim sürecine girmeye başlamış bu konuda ileri adımlar atmıştır. Yine de ülkemiz kadınları, %50’lik istihdam seviyesine dahi ulaşamamıştır. Şu bir gerçektir ki; gerek kadınların bireysel değişimlerinde gerekse yasal düzenlemelerin iç hukuka yansımasında, yapılması gerekenler yapılanlardan çok daha fazladır.

 

Yazar: Derya Kaylı
Feminist Eleştirel Yaklaşımlarda Özgürleşme ve Kadın Bedeni
Danışman: Prof. Dr. Ayşe Durakbaşa
Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, 2009.

Özet:
Bu tez, kadın bedeni üzerinden, kadının özgürleşme sorunsalını tartışmaktadır. Batılı düşünce tarihinde ve özellikle modernist söylemde, kadın erkek karşıtlığının nasıl kurulmuş olduğu eleştirel olarak gözden geçirilmiştir. Kadın bedeninin, erkek aklı ve rasyonel olarak kurulan kamusal, sosyal erkek dünyasına karşı, Doğa'ya ait irrasyonel özelliklerle kurgulanması ve özel alanın bir 'kadınsı alt dünya' olarak tasarımı sorunsallaştırılmıştır. Bu temelde, aklın üstünlüğünü, eşitliği, özgürlüğü evrensel değerler olarak kabul eden modernite içinde, ötekileştirilerek diğeri konumuna indirgenen kadınların, kendi kendisinin bilincinde olan bir protesto hareketi olarak, tarihe kazandırdığı feminizm de modernist bir hareket olarak ele alınmıştır.
Kadının özgürleşme yolculuğu, kadınların özgürlüğünü, eşit yurttaşlık haklarında arayan aydınlanmacı liberal feministlerden başlayarak gözden geçirilmistir. Feminist teori içinde paradigmatik bir metin olarak ele alınan Simone de Beauvoir'ın İkinci Cins yapıtı, bu tezin temel sorunsalı açısından da ufuk açıcı bir metin olduğundan etraflıca tartışılmıştır. Heteroseksüel cinsellik ve cinsiyetçiliğe eleştirel bir yaklaşımla, cinselliği feminist politika düzleminde tartışan radikal feministlerin kadınlar için önerdiği özgürleşme yolları ele alınarak bu teorinin açmazları tartışılmıştır.
Eril söylemler içinde "eksiklik" ya da "yoksunluk" olarak olumsuz nitelemelerle kurulan kadın bedenine karşın, kadının doğurganlığını ve anneliğini olumlayan kültürel feministlere ayrı bir bölüm açılmıştır.
Kadın cinselliğini penisten yoksunluk üzerine kuran ve bu nedenle feministlerin eleştirilerini çeken Freud ve Freud'u simgesel düzeyde yeniden tartışan, penisi, fallus olarak ifade ederek 'baba yasasını' dilde tartışan Lacan ve Lacan'ın feminist eleştirisine son bölümde yer verilmiştir. Anlam-beden ilişkisini başka bir deyişle "konuşan beden" fikrini sosyal bilimlerin konularından biri haline getirme çabasına giren ve öteki olarak kurgulanan kadının konumunu, bedenden hareket ederek dönüştürmeye çalışan, Irigaray, Cixous ve Kristeva'nın düşünceleri incelenmiştir. Son olarak 'toplumsal cinsiyeti', kurallarını dayatan düzenlenmiş bir tekrarlar süreci olarak adlandıran Butler düşüncesinde 'toplumsal cinsiyetin' söylemsel kuruluşu irdelenmiştir.

 

Yazar: Yöntem Kılkış
Modernist Yazarlarda Toplumsal Cinsiyet ve Beden
Danışman: Doç. Dr. Nevin Yıldırım Koyuncu
Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, 2011.

Özet:
Beden nedir sorusuna cevap arandığında aslında o dönemin ideolojisinin, ekonomik, sosyolojik ve politik söyleminin, kadın ve erkek bedenini nasıl biçimlendirdiği ve cinsiyetlendirdiği sorgulanmaktadır. Feminizmlerin, cinsiyet ve toplumsal cinsiyeti tanımlamaya çalışırken ürettikleri tüm politik çeşitlilikleri içinde, bedeni, özellikle de kadın bedenini temel alışları onların başlıca ortak noktaları olmuştur. Dolayısıyla, feminist teorinin önemli düşünürleri beden algımızı yeniden biçimlendirmişlerdir.
19. yüzyılın son yılları ile 20. yüzyılın ortalarına kadar olan süreci içine alan Modernizm, feminizm, homoseksüellik, androjen kimlik ve biseksüellik gibi kavramların beden ve toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla tartışıldığı yeni bir açık fikirlilik dönemiydi. Modernist dönemi etkileyen en önemli düşünürlerden biri olan Freud'un çalışmaları dönemin edebiyat ve sanat anlayışını önemli ölçüde etkilemişti. Freud'un beden ve cinsellik üzerine yazdığı kuramların modernist düşünceye en önemli katkısı, bireylerin cinsiyetli kimliklerine doğuştan gelen biyolojik süreçlerden çok sosyal süreçlerden geçerek ulaştığı görüşüdür. Ödipus karmaşası tanımı heteroseksüelliğe psikolojik ve sosyolojik açıklamalar sağlar. Bu çalışma, D.H. Lawrence'ın Oğullar ve Sevgililer ve Virginia Woolf'un Deniz Feneri adlı romanlarını psikanaliz ve feminist psikanalitik kuramlar çerçevesinde incelemektedir.
Virginia Woolf ve D.H. Lawrence, modernist edebiyatın önemli yazarları arasında sayılmaktadırlar. Virginia Woolf'un Deniz Feneri ve D.H. Lawrence'ın Oğullar ve Sevgililer adlı romanları, modernist dönemin başta gelen yapıtları arasındadır. Bu çalışma, her iki metinde sunulan beden ve toplumsal cinsiyet kavrayışlarının izini sürerek, her iki modernist yazarın kadınlık ve erkeklik ideallerini araştırmayı ve bu yazarların ait oldukları edebi dönem içindeki cinsel ve metinsel politikalarını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu tezin sonunda, modernist dönemin toplumsal cinsiyet ve beden algısı, bu iki modernist yazarın metinleri üzerinden tespit edilmeye çalışılacaktır.

 

 

 



Yazar Adı: İsmail Alacaoğlu

Eşcinsel Edebiyatta Erkeklik Kurguları 

Danışman: Doç. Dr. Nevin Koyuncu 

Ege Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, İzmir, 2013 


ÖZET 

Bu tez, eşcinsel temalı edebiyat olarak tanımlanan edebi eserlerdeki eşcinsel erkekleri ve aralarında yaşanan ilişkileri, toplumsal cinsiyet, erkeklik ve hegemonik erkeklik bağlamında incelemektedir. Bunun için öncelikle, tarihsel süreç içerisinde, eşcinselliğin anlamının nasıl bir dönüşüm geçirdiği ve buna paralel olarak bu dönüşümün edebiyata nasıl yansıdığı üzerinde durulmuştur. Eşcinselliğin, homofobinin ve edebiyatta eşcinselliğin konu edilmesinin, Antik Yunan toplumundan günümüze kadar izlediği seyir ortaya konulmuştur. Daha sonrasında, biyolojik cinsiyetlere atfedilen toplumsal cinsiyet rollerinin ve erkekliğe dair değerlerin, erkek hemcinsler arasında yaşanan ilişkiler üzerindeki yansımaları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çünkü toplumsal cinsiyet rolleri üzerine inşa edilen ataerkil sistem ve eril tahakküm yalnızca kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde kendisini göstermemektedir. Hemcins duygusal ilişkilere taraf olan bireyler de içinde yaşadıkları toplum ve kültür tarafından şekillendirilmekte, toplumsal cinsiyet ve erkekliğe dair şemalar, kalıpyargılar ve inançlar taşımaktadırlar. Sahip oldukları bu değerlerin ilişkilerine nasıl yandığını görebilmek için de Mehmet Bilal’in 2003 yılında yayınlanan Üçüncü Tekil Şahıs ve 2005 yılında yayınlanan Adresinde Bulunamadı romanlarındaki karakterler inceleme konusu yapılmıştır. Toplumsal cinsiyet rolleri, hegemonik erkeklik, eril söylem ve iktidar kavramları açılarak, bunların romanlardaki eşcinsel erkek karakterlerin ilişkilerinde nasıl bir rol oynadığı, erkeklik kavramının bireyin cinsel yöneliminden bağımsız olup olmadığı tartışılmıştır.